Elin Soğuyabilir Kalbini Sıcak Tut
Elin soğuyabilir, kalbini sıcak tut
Çocuklar Duymasın dizisinde senaryo gereği “öz, hakiki, ideal Türk kadını” imajı çiziyordu. Dizide “süper” kadındı. Hem işini hem de evini başarıyla çekip çeviriyordu. Bir şirkette insan kaynakları müdürüydü. İşten eve gelince ilk iş mutfağa dalıyor, kocasının ve iki sevimli yavrusunun karnını doyurma sorumluluğunu üstleniyordu. Yemek bitiyor, oğlu ve kocası dinlenmeye çekilirken, o ve kızı sofrayı topluyordu. Ara sıra kocasıyla markete gidiyorlar, dönüşlerinde torbalar salona yığılıyor, ideal kadın onları tek başına mutfağa taşıyıp yerleştiriyordu.
Namı diğer “taş fırın” kocası “öz, hakiki, ideal Türk erkeği” olarak onu acayip kıskanıyor, iş yemeklerine tek başına gitmesini, kararlarını tek başına almasını, hatta kendi parasını özgürce harcamasını engelliyordu. Taş fırın ona “hödö höt” yaptığında o sakince yanıt veriyor, asla sesini yükseltmiyordu. Şirindi, şipşirindi. Yüzünden gülümseme eksik olmuyordu. Gülerken, gözleri küçüm küçüm küçülüyor, çizgi haline geliyor, ona ayrı bir sevimlilik katıyordu. Senaryoyu yazan erkekler hayallerindeki kadını bu dizide yaratmışlardı.
* * *
Dizinin nemasını, kapağına kendi posterini koyduğu bir yemek kitabı ve TRT 1’de sunduğu Kahvaltı Saati programıyla aldı. Programdan bölüm başına 1.1 milyar aldığı için eleştirilere hedef oldu. TRT’den sızan haberlere göre, programa katkısı yalnızca eline verilen bilgileri okumaktan ibaretti. Buna karşın, arkadaki dev ekibi unutup, programın kendi engin görüş açısını yansıttığını söylüyordu.
Kızımız “gerçek” hayatında henüz 30’una bile gelmemiş, üç yıllık evliliği olan, bu dizideki rolünün ardından “yürü ya kulum” denenlerin arasına girmiş bir şahsiyetti. İyi bir ailenin kızıydı. Sosyeteye girip sınıf atlamak ve itibar edinebilmek için her türlü numarayı çeviren şarkıcı, türkücü, manken takımından kendini uzak tutmayı başarmıştı.
Günlerden bir gün, medyaya çektiği faksla herkesi şok etti. İdeal kadın boşanıyordu. Hem de herkesin çok sevdiğine inandığı kocacığı askerdeyken! Heyhaaat! Bu nasıl bir cesaretti öyle. Kesin işin içinde bir bit yeniği vardı. Erkek medya kılıçlarını kuşandı. Dizi kahramanlarının “gerçek hayatlarını oynadıklarını” düşünmekten hoşlanan Türk milletinin yumuşak karnına uçan tekmeyle girişildi. Adeta bir cadı avına çıkıldı. Gözler kadının bacak arasına dikildi. Bir ajan titizliğiyle özel hayatı didiklendi. Merhaba dediği adamlardan arkadaşlarına, dizide birlikte oynadığı oyunculardan mahallenin bakkalına kadar herkesle “düşüp kalktığı” yazıldı.
* * *
Erkek medya, her gün kadının yeni bir skandalını ortaya çıkardığını iddia ediyor, ertesi gün yanıt alsa da, umursamadan, aynı sakızı çiğnemeye devam ediyordu. Dizinin senaristi Birol Güven’e, “Türk örf ve adetlerine göre tiz kellesi vurula” cümlesini dedirtmek için çok uğraşsalar da başarıya ulaşamadılar. Güven, dizide yarattığı sanal kadını “yıpratmak” uğruna, tek başına onlarca gazete, televizyon kanalı, radyo ve internet sitesiyle savaşmaya çalışan gerçek kadına arka çıktı.
Oysa aynı medya Kaya Çilingiroğlu’na karşı ne kadar da şefkat yüklüydü. Kaya’nın yediği her nanenin ardından eşi Hülya Avşar’la barışması için aracı olmaya soyunuyorlardı. Başarılı da oluyorlardı. Bir süre sonra Kaya’nın vukuatı unutuluyor, Hülya “sanat, spor” çalışmalarına, Kaya ne olduğunu bir türlü aklımızda tutamadığımız işine dönüyordu.
Kadın dediğin öyle her şeyi görmemeliydi. Olurdu öyle şeyler ve unutulurdu. Erkek adam, çocuğu da olsa “gönül kaymasına” (bu işlerin yeni tanımı, haberiniz olsun) uğrayabilirdi. Erkek ve kadın gönlünün “kayma sayısı” ile itibarları arasında önemli bir ilişki vardı. Erkekte kayma sayısının artışı adamın itibarını azaltmaz, hatta artırırken, kadında tam tersi bir durum söz konusuydu.
Eşi askerdeyken Pınar’ın yaptığı iddia edilen yamuk, Kaya’nın baba iken yaptığı yamuktan çok daha büyük bir yamuktu. Askerlik “zamanı sınırlı ve geçici” bir durum olsa da, ömür boyu bitmeyecek bir serüven olan babalıktan çok daha saygındı.
* * *
Pınar’ın maceralarının pehlivan tefrikasına döndürülmesinin ardından gazeteci Nazlı Ilıcak ile AKP İstanbul Milletvekili Emin Şirin’in boşanma haberleri açıklandı. İddialara göre Emin Şirin eşini aldatmıştı ve bu ortaya çıkmıştı. Nazlı Ilıcak, Hülya Avşar kadar “anlayışlı ve geniş” olmadığı için boşanma kararı alınmıştı.
Erkek medya bu habere fazla itibar etmedi. Zaten ne Nazlı Ilıcak’ın ne de Emin Şirin’in de ağızlara sakız olmak ya da canlı telefon bağlantısına çıkıp özel hayatlarını ortaya sermek gibi bir yaklaşımları yoktu. “Yanlış yapan” kadın olmayınca bu tür haberlerin zevki de çıkmıyordu. Oysa kadın bedenine yazı yazmak en kazançlı işlerden biriydi. Ne de olsa onlar da erkekti. Onların da başına aynı şey gelebilirdi. Belki de geliyordu da, hem davulu hem tokmağı ellerinde tuttukları için ne halt ettiklerini kimse bilmiyordu.
* * *
Bu vıcık vıcık haberleri okuyup, “aşk, sevgi, sadakat, evlilik, boşanma, aldatma…” mevzuları üzerinde kafamız karışmışken Halime ile Mustafa imdadımıza yetişti. Onlar ölüme koşar adım giderken mucizelerle karşılaşmış iki insan.
Halime Esen ve Mustafa Anuş 13-14 yaşlarında kalp büyümesi ve yetersizliği hastalığına yakalanmıştı. İkisine de intihar eden iki gencin kalpleri takıldı. İkisi de ameliyat parasını ödeyemedi ama pratik bir çözüm bulundu. Ameliyatı oldukları Koşuyolu Kalp Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çalışmaya başladılar.
Ölümü seçen kalplerin yeni sahipleri, o kalplerin hak ettiği sevgiyi kendi bedenlerinde beslediler. Halime ve Mustafa bir kalbin hak ettiği en büyük armağanı kalplerine sundular. Aşık oldular. Nişan yüzüklerini bir yıl önce Mustafa’ya oğullarının kalbini veren Kansu Ailesi taktı. Doktorlar, dünya üzerinde böyle bir evlilik olup olmadığını araştırdı.
Asgari ücretle geçindikleri için yaşamlarını sürdürmeleri de güç olacaktı. Bir kez daha mucize gerçekleşti. Çarkıfelek Programı kalp nakli hastaları için özel bir bölüm yaptı. Evlerini oradan kazandıkları ödüllerle döşediler. Esra Ceyhan’ın programına katılıp düğün masrafını çıkardılar.
Aylar süren bekleyişin ardından doktorlar “çocuk yapmama şartıyla” evlenmelerine izin verdi. Halime hayatı boyunca ilaç kullanmak zorundaydı. Hamile kalmaması için tüpleri bağlandı. Haziran ayı sonunda evlendiler. Şahitleri onlara kalp nakillerini yapan doktorlar Cevat Yakut ve Mustafa Güler oldu. Düğüne operasyonlarda hazır bulunan tüm sağlık ekibi ve kalp nakli yapılan diğer arkadaşları katıldı.
Halime ve Mustafa; kariyer, para, güç, unvan peşinde koştururken ruhunu ve aşık olma cesaretini yitiren kalabalığa sıkı bir yumruk attı. “Paranızla ve kariyerinizle ancak iyi bir mezarlık yaptırabilirsiniz ama aşık olursanız sonsuza dek yaşayabileceğinizi düşünürsünüz” dediler.
Ve bir atasözü: “Eli soğuk olanın, kalbi sıcak olur”. Hayat kavgasında elleriniz soğuyabilir. Siz kalbinizi sıcak tutmaya bakın.
Mine KILIÇ
yenirbir.com, 7 Temmuz 03
Benzer Yazılar:
- Sagopa Kajmer – Kır Kalbini Ver Elime Kır Kalbini Ver Elime Sözüm kulaklarına değsin duvara...
- Erkekleri Soğutan 9 Neden Erkekleri kadından soğutan 9 neden Erkekler bir çok...
- Ahmet Altan – Aldatmaca Nasil bir kadin ariyorsunuz ya da nasil bir...
- Kazanovadaki Taşlar Zamanın iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman...
Bir yorum yazabilir, sitenizden takip edebilir ya da FeedBurner ile yeni içerikleri takip edebilirsiniz.

Yorum Yaz!